Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre “geleneksel tıp”, fiziksel ve ruhsal hastalıklardan korunma, bunlara tanı koyma, iyileştirme veya tedavi etmenin yanında sağlığın iyi sürdürülmesinde de kullanılan, farklı kültürlere özgü teori, inanç ve tecrübelere dayalı, izahı yapılabilen veya yapılamayan bilgi, beceri ve uygulamaların bütünüdür.


Bu yöntemler, bir ülkenin kendi geleneklerinin parçası olmayan ve hâkim sağlık sistemine entegre olmamış sağlık uygulamaları yelpazesini kapsadığı zaman “tamamlayıcı tıp” veya “alternatif tıp” olarak adlandırılır.


Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları;




  • Akupunktur: Vücutta bulunan özel noktaların uyarılması ile yapılan uygulamadır.

  • Apiterapi: Arı ve arı ürünleri ile yapılan destekleyici uygulamadır.

  • Fitoterapi: Bitkisel ürünler ve bitkisel ilaçlarla yapılan uygulamadır.

  • Hipnoz: Telkin yoluyla düşünceler ve davranışlarda değişiklik hedefleyen işlemdir.

  • Sülük uygulaması: Steril sülük kullanılarak yapılan uygulamadır.

  • Homeopati: Kişiye özgü homeopatik ilaçlarla sağlığını iyileştirmeyi hedefleyen uygulamadır.

  • Kayropraktik: Kas-iskelet sistemi sorunlarının elle uygulanan tekniklerle düzeltilmesi üzerine yoğunlaşan destekleyici uygulamadır.

  • Kupa Uygulaması: Kan dolaşımını arttırmak için bölgesel vakum oluşturmadır.

  • Hacamat: Yüzeysel cilt kesikleriyle kanın alındığı yaş kupa uygulamasıdır.

  • Larva Uygulaması (maggot tedavisi): Bir tür sineğin steril larvalarıyla kronik yaralarda uygulanan yöntemdir.

  • Mezoterapi: Bitkisel veya farmakolojik ilaçların cilt içine uygulanmasıdır.

  • Proloterapi: Eklem bağ dokusu içine proliferatif ve irritan solüsyonların enjekte edilmesi uygulamasıdır.

  • Osteopati: Kas iskelet sisteminin güçlendirilmesine yardımcı tamamlayıcı uygulamadır.

  • Ozon Uygulaması: Ozon-oksijen karışımının kullanıldığı uygulama yöntemidir.

  • Refleksoloji: El, ayak tabanı gibi refleks alanlara hiçbir malzeme kullanmadan direkt basınç uygulanmasıdır.

  • Müzikterapi: Müziğin ve ritm aletlerinin kullanıldığı uygulamadır.



Tıbbi tedavinizin dışında tamamlayıcı uygulamalardan yararlanmak isteyebilirsiniz. Ancak bu hastalığınızın standart tedavisinin yerine geçecek ve devam eden tedaviyi aksatacak şekilde yapılamaz.


Bu uygulamaları Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilmiş merkezlerde ilgili alanda uygulama sertifikası bulunan tabipler ve sadece diş hekimliğiyle ilgili olanları da diş hekimleri yapabilir. Uygulama alanında temel eğitimi bulunan sağlık çalışanları da sertifikalı tabiplere uygulamada yardımcı olabilirler.


Bu uygulamaların tedaviyi destekleyici yöntem olarak uygulanabileceği ve uygulanamayacağı durumlar vardır.


Hastalığı ortadan kaldırıcı veya tek başına tedavi edici değildir.


Sağlık Bakanlığı tarafından açılma ve uygulama izni verilen merkezleri tercih ediniz.

Yaşam süresindeki artış ile beraber Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar (BOH) yani kronik hastalıklarda artış ve mücadelede yeni sorunlar görülmektedir.


Kronik hastalıklar ‘’yavaş ilerleyen, 3 ay veya daha uzun süreli, sürekli, tam olarak tedavi edilemeyen ve iyileşme göstermeyen uzamış durumlar’’ olarak tanımlanmaktadır.


Kalp ve damar hastalıkları (koroner kalp hastalığı, inme, yüksek kan basıncı, kalp yetmezliği), diyabet, kanserler, kronik solunum yolu hastalıkları (Astım, KOAH) başlıca Bulaşıcı Olmayan Hastalıklardır.


Kronik hastalıklar genellikle orta yaşta başlar yani orta ve ileri yaşların hastalığıdır, genellikle kalıcı sakatlıklar bırakır, kişinin yaşam kalitesini etkiler ve ömür boyu sürer. Bu sebeple;




  • Kronik hastalıkları bilin ve korunun.

  • Hastalık oluşmuş ise hastalığı tanıyın.

  • Hastalığın tedavisini yaptırarak kontrolünü sağlayın.

  • Hastalığın ilerlemesi ve sakatlık oluşumunun geciktirilmesi için önlem alın.


Bulaşıcı Olmayan Hastalıklardan Korunulması, Erken Tanı Ve Tedavinin Sağlanması, Komplikasyonların Önlenmesi İle Yaşam Süresinin Uzatılması İçin Neler Yapmalıyız?


Kalp ve damar hastalıkları küresel olarak bir numaralı ölüm sebebidir. Risk faktörlerinin kontrolü ile kalp ve damar hastalığı görülme sıklığı yarıya indirilebilecektir.


Hipertansiyon, birçok kronik hastalığın altta yatan risk faktörü olarak, önlenebilir ölüm nedenlerinin başında gelmektedir.


Diğer Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar (Demans, Epilepsi, Gastroözefageal reflü, Allerjik hastalıklar)


Yaşam kalitesindeki soruları yani rahat hareket edebilme, ağrı, endişe, moral bozukluğu vb. azaltmalıyız.


Kronik hastalıklarda risk faktörleri nelerdir?


*sigara kullanımı *alkol kullanımı *sağlıksız beslenme *fiziksel aktivite yetersizliği


Kronik hastalıklarla mücadele amacımız yaşam süresi ve kalitesinin artırılmasıdır.


Hastalıkların risk faktörleri sağlıklı yaşam değişiklikleri ve tıbbi tedavi ile ortadan kaldırılırsa hastalıkların gelişimi büyük ölçüde önlenebilmektedir.


Kronik hastalıklarda risk faktörleri nasıl azaltılır?




  • Sigara ve alkol kullanmayınız.

  • Sigara dumanına maruz kalacağınız ortamlarda bulunmayız.

  • Yeterli ve dengeli beslenip günde en az 400 gram meyve ve sebze tüketiniz.

  • Tuz alımını azaltınız.

  • Şeker alımını azaltınız.

  • Trans yağlardan uzak durunuz.

  • Kilonuza dikkat ediniz. (Türkiye beslenme ve sağlık araştırması 2010’a göre erişkin nüfusun %65’i fazla kilolu)

  • Egzersiz yapınız.

  • Erken teşhis için tarama testleri yaptırınız.

  • Hastalıkların taranması, izlenmesi ve rutin kontrollerini yaptırınız.

  • Tansiyon ve kolesterol düzeylerinizi kontrol altında tutunuz.


Öncelik her zaman sağlıklı kalabilmekte olmalıdır.


Eğer kronik hastalığınız varsa;




  • Hastalığınızı tanıyın.

  • Hastalığın kontrolünü sağlayın.

  • İlaçlarınızı düzenli kullanın.

  • Evde sağlık hizmetlerinden faydalanın.

  • Hekiminizin önerilerine uyun.

  • Hastalık sizi değil siz hastalığı kontrol altına alın.


Mobbing; yaş, cinsiyet, kıdem, hiyerarşik konum ayrımı olmadan çalışanların karşılaşması muhtemel yaygın bir işyeri sorunudur. Çoğunlukla yavaş geliştiğinden, çalışan başlangıçta bir şeylerin ters gittiğini anlamakta fakat sorunu adlandıramamaktadır. Bu yazımdaki amaç mobbing hakkında farkındalık oluşturmak, bilinirliği arttırmak ve yardımcı olmaya çalışmaktır.


Mobbinge uğradım denilebilmesi için; işyerlerinde olmalı, bir veya birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmeli, belirli süre sistematik biçimde devam etmeli (tekrarlayan), yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlamalı ve mağdurun kişiliğine, mesleğine veya sağlığına zarar vermeli, kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar içermelidir.


Mobbingde en önemli etken iletişimsizliktir. İletişim önce tek yönlü; sonra çift yönlü kesilmektedir.


Üst konumdakiler tarafından gerçekleştirilebildiği gibi aynı konumdaki iş arkadaşları tarafından ya da çalışanın yöneticiye psikolojik şiddet uygulaması şeklinde de olabilmektedir.


İşyerlerinde psikolojik tacizin mağdurda yarattığı etki, psikolojik tacizin aşamaları ve kişisel özellikler nedeniyle farklı sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Mağdurların performansları ile işe ayırdıkları zamanda, işin niteliği ve niceliğinde kayıplar meydana gelebilmektedir.


Mobbinge maruz kalanlar kısa ya da uzun süreli tedavi görmektedir. Mobbing süreci mağdurun; istifası, hastalık sebebiyle işten uzaklaşması veya iş akdinin feshedilmesi ile sonuçlanabilmektedir.


Mobbing kişiden başlayarak ailede, kuruluşlarda, toplumlarda olumsuz etkiler yaratmaktadır. Mobbing olgularında mağdur tarafında aile içi şiddet vakalarına da rastlanmaktadır.


Mobbing mağdurunda olabilecek muhtemel belirtiler




  • Gerginlik ve öfke durumu, sinirlilik

  • Konsantrasyon bozukluğu

  • Sosyal izolasyon-uyumsuzluk, kendini küçümseme ve aşağılama

  • Umutsuzluk ve çaresizlik hissi

  • Huzursuzluk

  • Ağlama nöbetleri

  • Uyku bozuklukları

  • Aşırı kilo alma veya verme

  • Mide ve bağırsak sorunları

  • Alkol veya madde bağımlılığı

  • Anksiyete (kaygı bozukluğu)

  • Gergin ve ağrılı kaslar, sürekli yorgunluk

  • Sık geç kalma

  • Hastalık izinleri ve sağlık maliyetlerinde artma

  • Depresyon

  • Panik ataklar

  • Yüksek tansiyon

  • Kalp krizleri

  • Diğer ciddi hastalıklar

  • Kazalar

  • Üçüncü kişiye yönelik şiddet

  • İntiharı düşünebilmekte ve intihar girişimleri


Mobbinge maruz kalan kişiler nereye başvuracaklar, ne yapacaklar?


Kişi mobbinge maruz kaldığı kanaatine varırsa;




  • Çatışmadan kaçınmalı ve sakin olmaya çalışmalıdır.

  • Konuyu yönetime uygun şekilde iletmelidir. (Yönetim tarafından gerçekleştirilmiyorsa)

  • Psikolojik tacize uğradığını kanıtlayacak yazışma, not, mesaj, e-posta gibi belgeleri saklamalıdır. Mobbing mağdurunun uygulamada en çok karşılaştığı sorun, ispattır.

  • Yaşanılan psikolojik tacize ilişkin günlük tutmalıdır.

  • Yaşanılan sürece şahit olan/ olabilecek çalışma arkadaşları ile görüşmelidir.

  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İletişim Merkezi Alo 170’i arayarak, işyerlerinde psikolojik taciz konusunda uzman psikologlardan destek almalıdır.

  • İhtiyaç duyduğunda tıbbi ve hukuki destek almalıdır.

  • Sorunu işyerinde çözemezse konuyu yargıya taşımalıdır.


Mobbinge uğramış yakınlarınıza nasıl yardımcı olabilirsiniz?




  • İlgiyle ve dikkatle dinlemeli

  • Yıldırma olgusunu adlandırmaya yardım etmeli

  • Sinemaya veya yemeğe gitmek, spor yapmak gibi ortak etkinlikler yapmalı

  • Doktor/psikolog gibi uzmanlardan profesyonel destek almasını sağlamalı

  • Sorunun çözümü ve hukuki destek alması için yönlendirmeli

  • Mali durumunu kontrol altında tutabilmesi için başka iş olanakları önermeli

  • Telefonla aramalı, kart ve çiçek göndermeli.


 

 


(Hekim-Hasta İletişimi)


Hekim-Hasta iletişimlerimizde sıkıntılar hekimden, hastadan, sağlık sisteminden ve/veya kurumdan kaynaklanabilir.


Sağlık kuruluşuna başvuran hastalarda belli beklentiler vardır. Bu beklentiler karşılanır, hasta iyileşirse hasta ve yakınları abartılı sevgi gösterilerinde bulunur, hekimi överler. Hekim hastasının beklentilere karşılık veremezse, sıkıntılar başlar. Hekim her şeyin suçlusu durumuna gelebilir, hatta şiddete bile maruz kalabilir.


Hastalar; “zamanım yok, benim işim acil,  bir saattir bekliyorum, işten izin alıp geldim” gibi gerekçelerle sorun çıkarabilmektedirler. Hekimin de zamanı kısıtlı. İki taraf içinde memnuniyet verici bir iletişim olmalıdır.


Olumlu ve memnuniyet verici etkileşimin olmaması hem hekim hem de hasta için can sıkıcı durumlardır.


Taraflardaki hayal kırıklıkları,  öfke durumları, sinirlilik ve şiddet gibi durumlar iletişimi olumsuz yönde etkilemektedir.


Tedaviye uymayan hasta, aşırı ilgi isteyen hasta ve/veya kişilik bozuklukları hekim beklentilerini değiştiren hasta davranışları arasındadır.


Özür dileme ve açıklama yapma memnuniyeti arttırmaktadır.


Bazen hastalar şikâyetlerini anlatırken daldan dala atlamaktadırlar. Karışık şikâyetler anlatan hastalar yardım edilmese bile dinlenmeyi, ciddiye alınmayı ve güven verilmesini umuyorlar. Sadece ağrısının rahatlatılmasını isteyen hasta amacına ulaşamayınca hiç kimse ilgilenmiyor diyerek sorun çıkarabilir. Hasta olmadığı halde değişik amaçlarla hekimi aldatmak isteyen ancak niyeti ortaya çıkınca sıkıntı yaratan hastalar da olabilir.


Eğer bir hastanın isteğini reddediyorsanız, sinirli ve/veya kırıcı yanıt için hazırlıklı olmalısınız.


Doktor hasta ve kendisi için en iyi kararı verdiğine inansa da, hasta isteğinin reddedilmesinden ve sunulan alternatif seçeneklerden mutlu olmayabilir.


Depresif bozukluk, işitme güçlüğü, kültürel veya dil engellemeleri, hastalık korkusu gibi durumlar hastanın yanıt vermesini güçlü bir şekilde etkileyebilir.


Hastadaki ruhsal hastalık, hastanın tüm insanlara olduğu gibi hekime yönelik tutum ve davranışlarını da etkilemektedir.


Depresyonda olan hasta tedavi uygulamalarını gereği gibi yapma konusunda isteksiz davranır. Anksiyete bozukluğu olan hastalar, sürekli gergin, kaygılı, endişeli olmaya yatkındırlar.


İnsan etkileşiminin tüm şekillerinde ilişkinin kalitesi içten ve seçici biçimde empatinin kullanılması ile arttırılacaktır.


Hekim-Hasta İletişiminde Hastalara Tavsiyeler:




  • İçeride hasta varken girmeye çalışmayınız.

  • Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir davranışı başkasına uygulamayınız.

  • Hekimlerden mantıksız ve yasal olmayan istekte bulunmayınız.

  • Hekiminizin verdiği tedaviye ve önerilere uyunuz.

  • Hekiminizin sorduğu sorulara tanıda yardımcı olacak şekilde net cevaplar veriniz.

  • Hekimden yardım istemekten çekinmeyiniz.

  • Sağlık sisteminden ya da kurumdan kaynaklanan sorunlardan, resmi işlemlerden hekimi sorumlu tutmayınız.

  • Karşı tarafa saygı gösteriniz.

  • Önyargılı olmayınız.

  • Sabırlı olunuz.


İşin özü karşılıklı; Saygı, sevgi, dürüstlük, empati ve güvendir.


 

Ülkemizde kadın sağlığı sorunlarının başlıcaları arasında şiddet gelmektedir. Fiziksel, cinsel, duygusal, ekonomik vs. her türlü şiddete kadınlarımız maruz kalmaktadır.Şiddet uygulayanlar genellikle kadınların en yakınındaki kişiler; eş, nişanlı, erkek arkadaş, baba, ağabey veya diğer akrabalarıdır. Şiddet, fiziksel sağlığı ve ruh sağlığını olumsuz şekilde etkilemektedir.  Kadınlar şiddet sonucunda çizik, sıyrık, göz morarması, kulak zarı patlaması, burkulma, kırık, çıkık, diş kırılması, yanık, iç organ yaralanmaları gibi çok çeşitli fiziksel yaralanma biçimlerine maruz kalmaktadırlar. Kadınlarımız şiddeti olağan karşılamakta, maruz kaldıkları bu şiddeti ciddi bir sorun olarak görememekte, tekrarlayan şiddete maruz kalmakta ve son aşamada ağır yaralanmalar ve ölümler meydana gelmektedir.


Ayrıca şiddete maruz kalan kadınlarda kendilerini; güçsüz, çaresiz hissetmek, değersiz görmek, hayatlarına son verme düşüncesi ve bunu gerçekleştirmek (intihar) gibi ruhsal sorunlar şiddete maruz kalmayan kadınlara göre oldukça fazladır. Ayrıca kadınların şiddete maruz kaldığı evlerde hem annenin hem de babanın çocuklara karşı şiddeti de önemli bir sorundur.


Kadına yönelik şiddette neler yapılabilir?


Şiddete maruz kalan kadınlar bu şiddeti büyük oranlarda kimseyle paylaşmamakta, saklamaktadırlar. Kendi başlarına mücadele etmeye çalışmaktadırlar. Anlatanlar ise kendi ailesiyle, arkadaş/komşularıyla paylaşmaktadırlar. Şiddete uğrayanların bunu saklamaması sağlanmalıdır.


Medyada kadına yönelik şiddet haberleri artıyor.  Televizyon başta olmak üzere görsel ve işitsel medya, kadına yönelik şiddeti engelleyici ve 6284 Sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun konusunda bilgilendirici tutumunu arttırmalıdır.


Şiddete maruz kalan (şiddet mağduru) kadınların psikolojik destek alması önemlidir.


Şiddetle mücadele açısından kadınların haklarını bilmeleri, şiddetin cezai yaptırımı olduğunun bilincinde olmaları sağlanmalıdır.


Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konularında eğitimler toplumun her kesimine verilmelidir.


Kamu kurum ve kuruluşlarının şiddetle mücadelede daha etkin rol almaları sağlanmalıdır.


Kadınların işgücüne katılmasının arttırılmasıyla ekonomik bağımsızlıkları artacak ve kadının şiddetle mücadelede güçlenmesine yol açacaktır.


Şiddet Mağduru Kadınlar Nerelere Başvurabilir?


Şiddete uğramış kadınlar bilinmeze doğru yola çıkarlar. Çevrenizde şiddete uğrayan kişilere destek olmakla beraber onlara yardımcı olun ve bunun için şiddetle mücadele eden aşağıdaki kurumlara yönlendirin. (Kişinin kendisi de başvurabilir, siz de kişi için başvurabilirsiniz)


-POLİS/Karakol        -Sağlık kuruluşları         -Jandarma         -Valilik/Kaymakamlık   


-Savcılık                     -Sığınma evi/konukevi      -Baro                          -Aile mahkemesi           


-ASPB (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı) İl Müdürlüğü         -ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri)    -Alo183 (Aile, Kadın, Çocuk, Engelli Danışma Hattı)                 


-Kadın kuruluşu       -Belediye kadın dayanışma merkezi


Şiddete uğrarsanız ne yapmalısınız?


Şiddeti kabullenmeyin/saklamayın. / Gördüğünüz şiddetten dolayı utanmayın.


Kurumlara başvurun yardım (destek) alın.


Yakınlarınıza anlatarak yakınlarınızın desteğini alın.


 Vücudunuzda şiddete bağlı yara izleri, darp bulguları vb. varsa hastane acil servislerinden darp raporu alın veya alınması için başvuru isteyin.


İhtiyacınıza göre tedbir kararları (şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılması, çocuklara kreş imkânı, geçici koruma, geçici maddi yardım, barınma sağlanması, şiddet uygulayanın ortak evi satmasının engellenmesi, şiddet uygulayanın koruma altındakilere yaklaşmasının/iletişim kurmasının engellenmesi) alınmasını sağlayabilirsiniz.


ŞİDDETE SESSİZ KALMAYIN 


Kendi ayaklarınız üzerinde durmanızı sağlayacak ekonomik bağımsızlığınızı kazanın.


Kendi ayakları üzerinde duramayan kişi başkalarına bağımlı olmakta, şiddet de dahil her şeye açık/korumasız olmaktadır.


 

Palyatif bakım, halkımızın yabancı olduğu yeni yeni duymaya başladığı bir kavram. Bu yazımda halkımızın palyatif bakım bilincini geliştirerek palyatif bakım ihtiyacı duyan hastaların bu hizmetten nasıl yararlanacağını anlatacağım.


Palyatif bakım, ilerleyici ve tedavisi olmayan ölümcül hastalıklarda yaşam kalitesini artırmaya yönelik bakım sistemidir.


Palyatif bakım, yaşamı tehdit eden hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan sorunlarla karşılaşan hasta ve hasta yakınlarına,  ağrı ve diğer belirtileri erken dönemde belirleyerek, tıbbi, psikolojik, sosyal ve manevi destek vererek acılarının hafifletilmesine yönelik uygulamaların yer aldığı ve yaşam kalitesini geliştirmenin amaçlandığı bir yaklaşımdır.


Bu amaçla kurulan merkezlere Palyatif Bakım Merkezleri (PBM) denir. Ülkemizde PBM sayısı henüz yeterli değildir. Ancak ideal rakamlara ulaşmak için yapılan çalışmalar bulunmaktadır.


Palyatif bakım hastalık tanısı konulduğunda başlar ve kişinin tedavi alıp almadığına bakılmaksızın devam eder. Hastanın ölümünden sonra palyatif bakım ailenin desteklenmesine ve yasına odaklanır.


Palyatif bakımda temel amaç; ağrı, bulantı, nefes darlığı gibi belirtilerin yarattığı rahatsızlığın giderilmesi, yaşam kalitesinin iyileştirilmesidir.


İlerlemiş hastalığı olanlarda; ağrı, iştahsızlık, bulantı-kusma, ishal-kabızlık, nefes darlığı, yorgunluk, halsizlik, ödem, uyku problemleri, üzüntü, anksiyete ve depresyon gibi durumlar palyatif bakım gerektirmektedir.


Palyatif bakım hizmetleri;




  • Yataklı sağlık tesislerinde palyatif bakım merkezleri,

  • Yataklı sağlık tesisleri dışında ise aile hekimleri ve evde sağlık hizmet birimleri tarafından yürütülür.


Palyatif bakım ekibinde; hasta ve hasta yakını, hekim, hemşire, diyetisyen, psikolog, fizyoterapist, din görevlisi, sosyal çalışma uzmanı ve gönüllüler yer almaktadır.


Merkezlerde verilen hizmetler:




  1. Muayene, tetkik, tahlil, tedavi, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleri verilir.

  2. Psikososyal destek (sıkıntı, anksiyete, depresyon, umut, kayıp, yas, keder ve kendine bakmak), ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme kullanımına ilişkin sağlık raporlarının çıkarılması sağlanır.

  3. Tedavisi düzenlenmiş hastalar için, aile hekimi ve evde sağlık hizmetleri birimleriyle gerekli koordinasyon sağlayarak hizmetin verilmesi sağlanır.

  4. Yatarak tedavi gören hastalar stabil hale getirilerek tedavisine aile hekimi veya evde sağlık hizmetlerince devam edilir.


Palyatif bakım hizmetlerine başvuru nasıl yapılır?


Başvuru palyatif bakım hizmeti almak isteyen hastaların kendisi veya aile bireyleri tarafından yapılabileceği gibi aile hekimi veya hastanın takip ve tedavisini yapan hekim tarafından da yapılabilir.


Sağlık tesisine gelemeyen hastalar bulundukları ortamda evde sağlık ekiplerince ziyaret edilerek birlikte yaşadığı aile bireyleri ile bir bütün olarak değerlendirilir. Değerlendirme sonucunda palyatif bakım hizmeti alması uygun görülen hasta merkezlere yönlendirilir.


Palyatif bakım hizmetleri için aile hekimi veya evde sağlık hizmetleri birimleri, merkezler tarafından tedavisi düzenlenen ve idame tedavisi için kendilerine yönlendirilen hastaları takip ederek gerekli hizmeti verir. Kapsamlı değerlendirme ve müdahale gerektiren durumların ortaya çıkması, hastanın istememesi vb. nedenlerle hastanın başka merkeze sevki gerektiğinde en yakın merkezle irtibata geçerek gerekli sevk ve yönlendirmeleri yapar.

Ülkemizde soba, baca veya şofben kaynaklı Karbonmonoksit zehirlenmeleri haberleri medyaya hemen her gün yansımakta ve aile boyu ölümlerle de sonuçlanan dramlar yaşanmaktadır.


Böyle felaketlere neden olan karbonmonoksit nedir? Zehirlenmelere nasıl yol açar?


Karbonmonoksit (CO); tatsız, renksiz, kokusuz, yanıcı zehirli bir gazdır. Kokusuz olması ve tahriş etme özelliğinin olmamasından dolayı fark edilemediği için “sessiz katil” olarak bilinmektedir.


Karbonmonoksit Zehirlenmesi Nasıl Oluşur?


Karbonmonoksit vücuda solunum yolu ile girer ve akciğerler aracılığıyla kana geçerek oksijen alımını engeller. Kan dokulara yeterince oksijen taşıyamaz. Kalp, beyin ve diğer organlarımız çalışamaz. Karbonmonoksit kısa bir sürede kandaki oksijenin yerini alır fark edilmeden zehirlenmeye ve ölüme neden olur.


Karbonmonoksit kaynakları; sobalardan sızan gazlar, bacasız ısıtıcılar (gazlı Japon sobaları, LPG tüplü ısıtıcılar), doğalgaz / LPG’li şofben ve kombilerden sızmalar, otomobil egzoz gazları, sigara dumanı, jeneratörler‘dir. Isınma, pişirme vb. amaçlı kullanım özelliğinden dolayı toplumun her kesiminin tehdit altında olduğu kabul edilebilir. Zehirlenmeler hata ve ihmal kaynaklı soba, şofben ve doğalgaz nedeniyle olur.


Karbonmonoksit zehirlenmesinin belirtileri nelerdir?


Karbonmonoksit zehirlenmelerinde başlangıçta halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, gözlerde yaşarma, bulantı, kusma gibi spesifik olmayan bulgular görüldüğünden başka hastalıklarla karışabilir.


Yaşlılar, gebeler, çocuklar, kansızlık, kalp ve akciğer hastalığı olanlar özellikle risk altındadır.


Hafif zehirlenmelerde yorgunluk, halsizlik, uyku hali, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı gibi şikâyetler görülür. Daha ağır zehirlenmelerde baş ağrısı şiddetlenir. Muhakeme bozukluğu,  görme bozukluğu, hızlı nabız, hızlı solunum, kan basıncı düşmesi, bilinç kaybı, nöbetler ve bayılma ortaya çıkabilir, nevrasteni, depresyon görülebilir, kalıcı beyin hasarı meydana gelebilir. Son aşamada solunum yetmezliği ve ölümcül koma hali görülür.


Karbonmonoksit zehirlenmelerine kısa süre içerisinde tıbbi müdahale yapılmaz ise ölümle sonuçlanabilmektedir.


Karbonmonoksit Zehirlenmelerinde İlkyardım nasıl yapılır?


Zehirlenen kişiye yardım eden kişiler, zehirlenme tehlikesine karşı önce kendilerini korumalıdır.


Hemen camlar açılmalı, açılmıyorsa kırılmalıdır.


Zehirlendiği düşünülen kişi hemen ortamdan (tehlikeden) uzaklaştırılıp, temiz havaya çıkarılmalıdır.


112 Acil Ambulans Servisi aranmalıdır.


İlk yardım eğitimi almış kişilerce; hava yolu açık değilse hava yolu açılmalı, solunumu yoksa nabzı alınamayan hastalarda Temel Yaşam Desteğine başlanmalıdır.


En kısa sürede en yakın bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir.


Karbonmonoksit Zehirlenmelerinden Korunma


1. Bacalı cihaz uygulamalarında standartlara uygun baca kullanılmalı, bacalar iyi ayarlanmalı ve uygun şekilde temizlettirilmelidir.


2. Bacalı soba, kombi ve şofben bulunan odalarda uyunmamalıdır.

3. İyi bir soba ve kaliteli yakacak alınmalı ve uygun şekilde yakılmalı, yatmadan önce sobaya kesinlikle yakıt konulmamalıdır.

4. Kapalı garajda çalışan arabaların içinde ve yakınında durulmamalıdır.

5. Havalandırmalar kapatılmamalıdır.

6. Banyolarda bacalı şofben bulundurulmamalıdır.

7. Mutfaklarda kombi ve şofbenler ile aspiratör aynı bacaya bağlanmamalıdır.

8. Karbonmonoksit dedektörü kullanılmalıdır.